Deniz Gözlerinde Batan Şehir_izdak grup ana sayfa | çevre ve doğa | arkeoloji ve sit | izcilik | dağcılık| mağaracılık | açık büfe | fotoğrafçılık| doğa sporları | coğrafya | yeşil sit | gezi | kültürel | eğlence | forum| arama | e-kart | ziyaretci defteri | chat

Deniz Gözlerinde Batan Şehir

Bayram ATİK
Ayancık Anadolu Lisesi 10 Yabancı Dil Sınıfı/SİNOP

İstanbul’a hiç gitmedim. O yedi tepeli şehri, şiirlerden, romanlardan belki de plâklardan öğrendim. Ama inanır mısınız, ben de en saf “İstanbul Beyfendileri” kadar İstanbullu oldum. Acaba İstanbul hâlâ o benim bildiğim İstanbul mudur? Meselâ bugün aniden bavulu toplayıp alıp başımı gitsem, o İstanbul’u bulabilir miyim? Belki bulabileceğimi zannediyorum ama ya bulamazsam? Ki büyük bir ihtimalle de bulamam. Çünkü İstanbul’un bugünkü hâli malum; ama olsun ben İstanbul’u hâlâ seviyorum ve ne zaman bir İstanbul türküsü dinlesem onda kendimden bir şeyler bulabilirim. Haydarpaşa’ya ne kadar gitmemiş de olsam, hayalimde sevgilimi hep Haydarpaşa’dan uğurlamışımdır. En acıklı ayrılıklara, en önemli kavuşmalara hep orada şahit olmuşumdur. Soğuğun iliklerime kadar işlediği o en karanlık kış gecelerinde içimi, İstanbul’un en köhne sokaklarında dahi satılan, en şefkatli bakışlardan bile sıcak bozalarla ısıtmışımdır. Akşam vakitleri, karanlık çökerken bütün benliğimi, duygularımı ve hayallerimi alıp, Boğaziçi’nden geçen o meşhur vapurları seyreder; güneşin son ışıklarının vurduğu Kızkulesi’nin gizemine kapılır; hicaz bir şarkı, yalnızlığı çalarken, ben tek başıma olsam yine sıkılmaz, saatlerce bu manzaraya dalar giderim. Belki de hiç yaşamadığım çocukluğumu o dar sokak aralarının Arnavut kaldırımlarında ip atlayan, seksek oynayan çocuklarla yeniden yaşardım. Surlarda gezerken aniden Fatih’i görecekmişim gibi olur; sanki o beyaz at yeniden şahlanacak gibi gelirdi bana. Yedikule zindanlarında her gece Genç Osman’ın sesini duyardım. Tam bir “İstanbul Hanımefendisi” olan, beyaz tenli, titrek elli, ihtiyar bir vapurun arka kanepelerinde tanıştığım deniz gözlümle her gün Çamlıca’da öğlen mesirelerine katılır; akşam üstü bütün ihtişamıyla batan güneşi seyrederdik. Hafta sonları Adalar’da fayton gezintilerine çıkar; Mecidiyeköy’deki şehir tiyatrolarında en romantik aşk piyeslerini seyreder; o güzel yüzüne bakar, bakar; olur olmaz hayallere dalar, onu alabildiğine severdim.

Her sonbahar yapraklarını döken o ihtiyar, doğuştan İstanbullu çınarlarla beraber sanki ben de bir başka hüzünlenir, başka mevsimlerde yaşar; o kimseye söyleyemediğim sırları kendimle paylaşır; bütün rüyalarımı koynuma alır öyle uyurdum.

Ama ne kadar bedbahtım. Ben ne o İstanbul’u, ne o semtleri görebildim ne de o anlatılmaz mutlulukları yaşadım. Ama İstanbul’u hâlâ anlatamayacağım kelimelerle tasvir edemeyeceğim kadar çok seviyorum. Ayancık’a yağan her yağmurda, sırf İstanbul’u duyabilmek, sırf onu hissedebilmek için iliklerime kadar ıslanırım.

Her dakikamda, her günümde, belki de her nefes alışımda İstanbul vardı. Ama o İstanbul, belki de senin deniz gözlerinde yıllar önce boğulup gitmiştir.



ana sayfa  _  yazdır

 

doga.tutkusu.com ©