|
Biyolojik İstila
Egzotik* Canlı Türlerinin Kestirilemeyen Yayılımı
İnsanlığın giderek daha çok hareket halinde olması
çeşitli canlıların bir ekosistemden diğerine geçme
hızlarını radikal bir biçimde arttırmış bulunuyor.
Egzotik türler doğal toplulukları işgal ettikçe, bu
yayılma ile başa çıkamıyan yerli türler yok oluyor.
Egzotik canlılar küresel biyolojik çeşitliliği tehdit
ediyor ve giderek ekonomik bir yük oluşturuyorlar.
Geçmiş kuşaklar Amerika'nın Florida eyaletindeki
bataklıklara bir çare bulunması gerektiğini
düşünüyorlardı. Florida yarımadasının ucundaki büyük
bataklık sivrisinek yuvası, testere otlarıyla dolu,
sıcak ve berbat bir mekandı. Uygarlık ve sanayi
gelişmesine bir engel olarak görülüyordu. Asrın
başında, ABD Tarım Bakanlığı yetkilileri yerel halka
melaleuca ağacı (melaleuca quinquenervia) tohumları
dağıtmaya başladılar. Bu hızlı gelişen, Avustralya
kökenli ağaç suyu emiyor ve hastalık kaynağı
bataklıkları kurutuyordu. Ağaç o kadar tutundu ki,
1930lu yıllara gelindiğinde, fidanlık sahipleri talebi
karşılayamaz olmuşlardı.
O günden beri, ağacın zararları yararlarını kat kat
aşmış bulunuyor. Neredeyse geçit vermez biçimde sık
büyüyen ağaçlar, etraftaki bütün diğer bitkileri
kovdu. Köklerinin çıkardığı zehirli bir madde diğer
bitkileri öldürdüğü gibi, havaya saldığı zerrecikler
de insanları zehirliyor, deri kaşıntıları ve solunum
güçlüğüne neden oluyor. Üstelik yangına dayanıklı,
yandıkça daha çok yayılıyor. İçi su çekmiş sünger
gibi, dış kabuğu çıra gibi kuru ve yapraklarında kolay
tutuşan bir nevi yağ var. Hızla su çekmesine rağmen,
patlar gibi yanıyor.
Yangından birkaç gün sonra, ağaçlar yeniden dal
veriyor ve yanmış topraklara milyonlarca tohum
saçılıyor. Bu tohumlar üç gün içinde filizlenmeye
başlıyor ve bir yılın sonunda yeni ağaçların boyu iki
metreye yaklaşıyor. Florida sulak alanlarının 600,000
hektarını istila eden maleleuca, önlem alınmazsa
yakında bu alanların hepsini kaplayacak.
Bu ağacın istilası, yabancısı oldukları ekosistemlere
taşınan türlerin tipik davranışının bir örneği. Doğal
ortamlarında büyüme ve yayılmalarını engelleyen
hastalık ve yırtıcılardan kurtulunca, egzotik türler
ekosistemlerin altını üstüne getirebiliyorlar.
Yayıldıkça da daha nazenin ve ender türleri yok
ediyorlar. ABD'nin nadir ve tehdit altındaki canlılar
listesindekilerin %30u, egzotik türler yüzünden bu
duruma düşmüş bulunuyorlar.
Türlerin bir mekandan bir başka mekana göçü aslında
bir doğa olayı. Ama, işin içine insan eli girince,
boyutları çok büyüyor ve tarihte rastlanmamış bir
ölçüye ulaşıyor. Yabancı türlerin istilalarının salgın
boyutlarına ulaştığı Hawaii'de, her yıl 18 yeni tür
böcek adanın faunasına katılıyor. Hawaii çok abartılı
bir vaka olabilir. Ancak, dünyanın her köşesinde
yabancı türlerin yerel biota içindeki oranı artıyor.
Bu durum tersine çevrilemiyor, çünkü günlük ekonomik
eylemlerle iç içe oluşuyor.
Egzotik tür istilalarının çevresel bedeli genelde
yüksek oluyor. 1957 yılında, Nil nehrinin tatlı su
levreği (lates niloticus), balık miktarını yükseltmek
için Afrika'daki Victoria Gölü'ne salındı. Çok yırtıcı
olan balık, 400 yerel balık çeşidini yok etti.
Üstelik, yiyecek olarak da avantajlı çıkmadı. Yağlı
derisinin füme edilmesi gerektiğinden, çevrede bir
sürü ağaç kesildi.
Gölde levrek de artık azalıyor. Çünkü avlayacağı
türler bitmeye başladı, aşırı balık tutuldu, ve ot
yiyen balıkların yok olması sonucu alg yoğunlaşması
suyun oksijenini eksiltti. Gölün kıyısındaki ülkeler,
Uganda, Kenya ve Tanzanya, artan nüfusları için
yeterli balık tutamadıkları gibi ormanlarının bir
kısmını da yitirdiler.
Bu istilaların toplam bedelini henüz bilemiyoruz, ama
bazı zararları hemen açığa çıkıyor. 1981 yılında,
Avrupa çıkışlı çingene güvesinin (Lymantia dispar)
ABD'de neden olduğu zararların bedeli 764 milyon dolar
olarak hesap edilmişti. Hazar Denizi yöresinden Kuzey
Amerika'ya yayılan çizgili midye (Driessana
polymorpha), ABD'nin enerji üretimi maliyetlerini
etkileyeceğe benzer. Çok süratle üreyen midye her
türlü sathı kaplıyor. Enerji istasyonlarının su
borularını tıkarsa, tesislerin yeniden tasarımlanması
800 milyon dolara mal olacak.
Yabancı türlerin yayılması ciddi sağlık sorunları da
yaratıyor. Asya'dan Brezilya, Güney Avrupa, Güney
Africa, ve ABD'ye atlayan kaplan sivrisineği (Aedes
albopictus) sarı humma, ensafalit ve dang humması
hastalıklarına neden oluyor.
Domino Etkisi
Şüphesiz, her yabancı türe canavar gözüyle bakamayız.
Bahçemizdeki tek bir Ginkgo ağacının bütün çevreyi
sarması olası değil. Hatta, egzotik türlerin birçoğu
yeni bir vatanda yaşayamayabilirler. Bazı egzotik
türler, yayılsalar bile, hiç zarar vermeyebilirler.
Ancak, hangisinin başa bela olacağını önceden
kestirmek mümkün değil. Bu, zararları ortaya çkınca
belli oluyor.
Bunun bir nedeni egzotik canlıların zarar verme
biçimlerinin çok değişken olması. Bazen bir çeşit
ekolojik domino etkisi yaratabiliyorlar. Örneğin,
çizgili midye Kuzey Amerika göllerindeki planktonları*
temizliyor. Zaman içinde, göllerde planktonla beslenen
balıklar yok olacak, deniz diplerinde beslenen su
solucanları ve böceklerin sayısı artacak. Bu gibi
etkiler yakın çevredeki ekosistemi de aşıp, uzaklara
ulaşabilir. ABD'nin Montana eyaletindeki Flathead
nehrine, somon balıklarına besin olsun diye, opossum
karidesi (Mysis relicta) salınmıştı. Karides yerel
planktonları tüketti, oysa ki bunlar bebek somon
balıklarının belli başlı gıdasıydı. Somon balıkları
tükenince, bu balıkla beslenen bazı kara canlıları -
kartallar, martılar, su samurları, ayılar ve çakallar
- kaybolan yabanıl hayat saflarına katıldı..
Bazen de verilen zarar çok daha doğrudan olabilir;
sonradan gelenler yerlileri yiyebilirler. Yeni Zelanda
açıklarındaki Big South Cape adasına yabancı sıçanlar
erişince, beş kuş türü ve bir yarasa cinsinin soyları
tükendi.
İstilacılar hastalıklarını veya parazitlerini yeni
vatanlarına taşıyabilirler. Sudaki zararlı otların
kontrolünde kullanılan bir nevi Çin sazan balığı
(Ctenopharyngodon idella), Avrupa ve Kuzey Amerika'nın
tatlı su balıklarına tenya paraziti (Bothriocephalus
opsarichthydis) geçirdi. Bazen, en fazla zarar yerel
türlerle egzotik türlerin karışık üretiminden
doğabilir. Ortaya çıkan melezin çevreye umulmadık
zararları olabilir.
Peki, yabancı istilacıların başarılarının sırrı nedir?
Bunu kimse kesin olarak bilmiyor. Sadece "arsızlık"
özelliğinden bahsediliyor. Bu özelliğin tipik bir
örneği Brezilya'dan gelip ABD'nin güneydoğu bölgesinde
dehşet salan kırmızı ateş karıncaları (solenopsis
invicta). Çok kötü ısıran bu karınca, sürülmüş tarla
gibi topraklarda süratle yayılıyor. Akıl almayacak bir
hızla ürüyor ve önüne ne çıkarsa yiyebiliyor. Bu
karıncalar bazı bölgelerde 40'ı aşkın böcek türünün
kökünü kuruttular. Çabuk üreme, kötü şartlara
dayanıklılık, etkili yayılma ve ne bulursa yeme "arsız
türlerin" ortak özellikleri. Bu türler arasında saman
nezlesine yol açan ragweed (ambrosia), sıçanlar ve
sığırcık kuşları (Sturnus vulgaris) sayılabilir.
Bazı yöreler istilaya karşı daha dayanıksız oluyor.
Bunların arasında ada ve adacıklar ve ekosistemi zaten
tahribat görmüş olan yerler var.
Yabancı türler hakkında bilinen en önemli özellikleri
şöyle özetleyebiliriz: Nerede yayılacakları, ne
yapacakları ve ne zaman yapacakları tahmin edilemez.
Yakalı güvercin (streptopelia decaocto) Osmanlılar
tarafından, 200 yıl kadar önce, Güney Avrupa'ya
getirilmişti. Peki, neden Avrupa kıtasını istilaya
1930 yıllarında başladı? ABD'de zararsız kabul edilen
bir bahçe çit bitkisi yakın zamanlarda istilacı
özellikleri kazandı. Belki de bazı türlerin
çevrelerine uyum sağlamaları belli bir zaman dilimi
gerektiriyor. Kaplan sivrisineği gibi bazı türlerse bu
uyumu çok kısa bir zamanda yapabiliyorlar.
İnsanlar asırlardır değişik türleri bir yerden başka
bir yere taşıyorlar. Ama, türlerin gezginciliği son
500 yılda hem ivme hem de çeşitlilik kazandı. Fransız
sömürgeciler 1560 yılında Florida'ya vardıklarında,
kendilerinden önce gelen Avrupalılar'ın getirdiği
domuzlarla karşılaştılar. 17. yüzyılın sonunda, Avrupa
bitki ve hayvanlarının çoğu Yeni Dünyaya taşınmıştı.
Bazı türler de Amerika'ya kazara ulaştılar ve bu yerli
halk için bir felaket oldu. Amerika kıtası
yerlilerinin tahminen üçte ikisi, 30 milyon insan,
Avrupalılar'ın taşıdığı hastalıklardan - frengi, çiçek
vs.- kırılıp yok oldular. Gemilerle birlikte sıçanlar
ve egzotik bitkiler kıtadan kıtaya göç etti.
Avrupalılar kendi ülkelerindeki canlıların mutlaka
Yeni Dünyada da olmasını istiyorlardı. Kuzey
Amerika'daki sığırcık kuşu istilası, Shakespeare'in
eserlerinde adı geçen bütün kuşların Yeni Dünya'ya
taşınmasını sağlayan bir derneğin çabaları sonucunda
başladı. Avustralya'da hala baş belası olan tavşanlar,
bu kıtaya tavşan avından mahrum kalmak istemeyen
İngilizler tarafından getirilmişti.
Günümüzde insanların ve canlıların hareketi daha da
hızlı ve uzun mesafeler içinde oluyor. Ticaret gereği,
gemiler ve uçaklar dünyanın bir köşesinden öbürüne
gidip geliyorlar. Gemi konteynırları limanlardan
doğrudan alınıp trenlere yükleniyor ve iç kesimlere
yollanıyor. Asya kaplan sivrisineği, böylece, ABD'ye
Japonya'dan gelen gemi konteynırları ile girdi.
Gemilerin balast suları da*, okyanuslarda adeta
nehirler oluşturuyor ve bu nehirlerde her çeşit canlı
yaratık yüzüyor, geziyor. ABD'nin Oregon eyaletinde
bir körfezde, 1988-1991 yılları arasında balast suyu
ile gelmiş 400 egzotik tür tesbit edildi. Çizgili
midye Amerika'ya, taraklı deniz anası (Mnemiopsis
leidyi) Karadeniz'e balast suyu ile ulaştılar. Taraklı
deniz anası Karadeniz'deki balık yuvalarını mahvetti
ve şu anda denizdeki yaş ağırlığının %95ini
oluşturuyor.
Birçok ekonomik sistem egzotik türlerin yayılımını
teşvik ediyor. Tarimda yabancı tür bitki ve hayvanlar
kullanılıyor, sonra da bunların taşıdığı egzotik
haşaratlarla mücadele etmek gerekiyor. Çiçekçilik ve
akvaryum işiyle uğraşanlar, binlerce değişik canlıyı
bir ülkeden öbürüne taşıyorlar. Amerika'daki yabancı
balık türlerinin %65i akvaryum balığı ticaretiyle bu
ülkeye gelmiş.
Yeni bir sanayi dalı, biyoteknoloji, bu süreçleri daha
da hızlandırabilir. Yeni teknoloji transgenik*
organizmalar, yani başka türlerin DNA'lerini taşıyan
canlılar, üretiyor. Biyolojik mühendislik yöntemi ile
geliştirilen ekinlere verilen bazı özellikler, mesela
haşare ilaçlarına ve tuza dayanıklılık, bu ekinlerin
yaban akrabalarına geçerse, bunlar tuzlu bir sulak
alanı veya bir buğday tarlasını istila edebilirler.
Transgenik bir organizma genlerini devretmeden de
kargaşa yaratabilir. Birkaç yıl önce, Oregon Devlet
Üniversitesi'nde çalışan bilim adamları yakıt olarak
ethanol üretme amacıyla laboratuvarda yeni bir toprak
bakterisi geliştirmişlerdi. Bakteri, topraktaki
mycorrhizal mantar * sayısını yarıya indirgedi. Oysa,
bu mantar bitkilerin topraktan gıda alabilmeleri için
çok gerekli. Bilim adamlarından birisine göre "Eğer bu
bakteriyi toprağa salsaydık, çok ciddi bir sorunla
karşı karşıya kalacaktık. Bu bakterinin kontrolü için
ayrı bir makenizma geliştirmemiz gerekecekti.." Bu
güne kadar ABD'de genetik mühendislik ürünü 2.258
organizma ile deney yapılmış bulunuyor.
Eski biyolojik sınırların aşılması veya biribirine
karışması çoklukla bir politika seçimi. Doğal
kaynakların idaresinde egzotik tür kullanımı genelde
kolaya kaçmanın bir sonucu. Çok kirlenmiş bir ırmağa
bu şartlarda yaşayabilecek yeni bir balık salmak,
ırmağı temizleyip yerli canlılara yaşam şansı
vermekten daha kolay. Çabuk büyüyen yabancı bir cins
ağaçla kereste ihtiyacını karşılamaya çalışmak,
sürdürülebilir orman idaresinden daha kolay.
Burada kaybeden sadece ırmaklar veya yerli ormanlar da
değil. Yerli ahali, onların kültürü ve ekonomileri de
sarsılıyor. Tarımda kitlesel pazar bitkileri
geleneksel ekinlerin yerine geçince, uluslararası
alıcılar ve satıcılara bağımlılık doğuyor. Şili'de,
sübvansiyonlardan yararlanan bir ağaçlandırma programı
yabancı çamlar ve ökaliptus ağaçları ekimini
öngörmüştü, çünkü bunların kerestesine talep yoğundu.
Programdan yararlanan yatırımcılar giderek ağaç ekim
arazilerini genişlettiler ve çok sayıda küçük çiftçi
yerinden edildi. Aynı durum balık yatakları için de
geçerli. Viktorya gölünde Nil levreği üretilmesinin
yerli ahaliye bir yararı olmadı. Kazançlı çıkanlar
balıkları işleyip dışarı satan sanayicilerdi.
Kırılan Yumurtayı Tamir Etmek
Egzotik türlerden kaynaklanan tehditle başedebilmek
için ekolojik gerçekçilik gerekli. Günümüzün
teknolojisi bir ekosisteme bir kere yerleşen yabancı
bir türü söküp atmaya yeterli değil. Egzotik bir türü
sistemden çıkarmak, adeta kırılmış bir yumurtayı tamir
etmeye benzer. Ancak başlangıçta, yani yabancı tür
yeni mekanına uyum yapma aşamasında iken, canlıyı
ekosistemden silmek mümkün olabiliyor. Uzun vadede
yerleşmiş türleri yok etmede başarılı olmuş, ve
böylece kaideyi bozmuş, bazı istisnai durumlar da yok
değil. En başarılı örneklerden birisi sıtma
sivrisineğinin (Anopheles gambiae) 1930lu yıllarda
Brezilya'da kökünün kurutulmasıdır. Bunun için çok
yüksek miktarda arsenik kullanıldı ve sineğin yeni
vatanına alışmada zorluk çekmesinden yararlanıldı.
Ama, bu konuda daha tipik bir örnek yüzyılın başından
beri sarı humma sivrisineğini (aedes aegypti) batı
yarı küresinden kovma çabalarının sonuçsuzluğudur. ABD
1960 yıllarında, bu sinekle savaşında 100 milyon
dolarlık DDT kullandı ama türü, yine de, yerinden
oynatamadı. Başarısızlığın önemli nedenlerinden biri
canlının bütün yaşam noktalarını bulabilmenin çok güç
olmasıdır. Her ağaç kovuğu, boş bir bira kutusu,
parçalanmış bir araba lastiği bu sivrisineğin yuvası
olabilir.
Bir türü kovmak veya yok etmek istediğimizde
karşılaştığımız bir başka sorun üreme hızıdır.
"Arsız" türler ne kadar çok kayıp verirlerse
versinler, tekrar toparlanma kapasitesine sahiptirler.
Onun için kökünü kurutma yöntemleri bazan yarardan çok
zarar sağlar. ABD Tarım Bakanlığı ateş karıncaları ile
savaşında 200 milyon dolar harcayıp tonlarca haşare
öldürücüsü ile hücuma geçmişti. Sonuçta ilaçlar yerli
karıncaları yok etti ve meydanı boş bulan ateş
karıncaları daha rahat yayıldılar.
Allahtan, çoğu kez tamamen yok etme yerine "kontrol"
altına alma yeterli olabiliyor. Bu fiziki veya
kimyasal önlemlerle yapılabilir. Mesela, ABD Tamarisk
ağaçlarını devamlı keserek kontrolü sürdürüyor. Ancak,
bu işlemler zamanında ve ihmal edilmeden yapılmalı.
Kimyasal madde kullanımı da ciddi ekolojik sorunlara
yol açabiliyor. Akdeniz meyva sineğini (Ceratitis
capitata) yok etmek için Kaliforniya eyaleti yoğun
ilaçlama yaptı ve başarlı oldu. Ama kamuoyu
uygulamalara karşı çıktı ve bir sürü kişi yönetime
dava açtı. Şu ana kadar 3,7 milyon dolar tazminat
ödenmiş bulunuyor.
Bir başka yöntem, biyolojik kontrol, yabancı canlıyı
yok edecek başka yabancıları sisteme sokmak şeklinde
tarif edilebilir. Aslında bu yöntem yüzyıllardır
kullanılıyor ama geçmişte inanılmaz dertlere yol
açmıştı. 1762 yılında, Jamaikalı bir şeker kamışı
üreticisi saldırgan bir cins olan Küba karıncalarını
(Formica omnivora) arazisine getirmişti. Niyeti
karıncaları sıçanlara karşı kullanmaktı. Karıncalar
çoğaldı ama sıçanlara dokunmadılar. Bu defa, hem
karıncaları hem sıçanları kontrol etsin diye büyük bir
Güney Amerika kara kurbağısı (Bufo marinus) ithal
edildi. Kurbağa da yeni yerini çok sevdi ve hızla
çoğaldı. Öyle ki, zamanla bir adı da şeker kamışı
kurbağası oldu. Ama sıçanlarla o da baş edemedi.
Derken, bir çeşit Hindistan gelinciği (Herpestes
auropunctatus) ada nüfusuna eklendi. Bu yaratık, 26
yıl içinde ada kuş ve sürüngenlerinin çoğunu ve önemli
sayıda çiftlik hayvanını yok etmeyi başardı.
Çağdaş biyolojik kontrol daha dikkatle ve geçerli
yöntemlerle yapılıyor, yokedilecek türün yerli ve
doğal düşmanları kullanılıyor. Suda üreyen bir tür
eğreltiotu (Salvinia molesta) Papua Yeni Gine'nin
Sepik nehrine girdikten 10 yıl sonra öyle bir çoğaldı
ki nehirden ne geçiliyor ne de balık tutulabiliyordu.
Civar köylerin ahalisi açlıkla yüz yüze kalmışlardı.
1990 yılında, eğreltiotunun Brezilya'daki vatanından
getirilen ve bu ot ile beslenen bir tip hububat
bitinin nehire sokulmasıyla sorun çözülebildi. Çok
şükür, bu bit henüz eğreltiotu yemekten vazgeçip,
başka canlılara saldırmaya başlamadı.
Tekniğin sınırları yine de çok geniş değil. Geçerli
biyolojik kontrolde kullanılan ajan sadece hedeflenen
organizmaya yönelir . Ne ajan ne de hedefin tamamen
yokolması gerekmez. Ama hedefin nüfusu artarsa ajanın
nüfusunda da artış olması gerekir. Biyolojik kontrol
uygulamasına başlamadan önce yeterli sayıda test ve
deney yapmak gereklidir. Birçok böceğin diyeti çok
çeşitlilik gösterdiğinden biyolojik kontrol ajanı
olarak kullanılmaları mümkün olmamaktadır. Aynı durum
omurgalılar için de söz konusudur . Sivrisinekleri
yeyip bitiren bir çeşit gambusia türü balık dünyanın
birçok yerinde kullanılmış, fakat sivrileri
tüketeceğine yerli balıkları, larvalarını yiyerek, yok
etmiştir.
Biyolojik kontrol için her hedef canlının bir de yok
edeni vardır diye düşünmek yanlış. Araştırmacılar 35
yıldır, Kuzey Amerika köknarlarına musallat olan
Avrupa kökenli bir böceğe (adelges piceae) biyolojik
kontrol arıyorlar. Bu dönem içinde böcek, bir cins
köknar ağacını (A.balsamea var.phanerolepsis)
neredeyse yok etmiş, Fraser köknarını da (A.fraseri)
yok etmek üzere.
Her derde deva değilse de, biyolojik kontrol bir çok
vakada en iyi çare olarak görülüyor. Florida'daki
melaleuca ağacının önünü kesmek için en geçerli ajan
Avustralya kökenli bazı böcekler olabilir. Zaten
seçenekler de çok fazla değil. Bazı yeni teknolojiler
belli sınıftan yabancılara karşı kullanılabilir.
Mesela, böceklerde çiftleşme reflekslerini bozacak
suni pheromones* veya memelilerde kısırlık yapacak ve
ağızdan alınacak aşılar geliştirilebilir. Ama şu anda,
geniş bir canlı yelpazesine karşı en geçerli yöntem
hala biyolojik kontrol.
Egzotik Politikalar
Yabancı istilacılarla uğraşırken karşılaşılan en
önemli engeller biyolojik değil siyasi. Uluslararası
alanda yapılan anlaşmalarda bu konu ciddiyetle ele
alınmıyor. Biyolojik Çeşitliliği Koruma Sözleşmesi
konuya kısa bir atıfta bulunup, tehlikeli yabancıların
"mümkün olduğu kadar" kontrol edilmesi gereğine
değiniyor. Deniz Hukuku Sözleşmesinde deniz canlıları
bu yönden daha fazla ayrıntıyla ele alınıyor, ama
uygulamaların ne olacağını henüz bilemiyoruz. Birçok
ülke yabancı türler konusuna bunlar ancak bir sanayi
dalını sarstıkları veya ciddi bir kamu sağlığı sorunu
yarattıkları zaman eğiliyor.
Kanunlar veya hükumet kararları bu konuda boşluklarla
dolu olabiliyor. Asya kaplan sivrisineğinden dolayı,
ABD bu kıtadan lastik ithalatını durdurdu. Ama kendisi
lastik ihracına devam ediyor. Uzmanlara göre,
sivrisinek bu yoldan komşu ülkelere yayılabilir.
Bazen biyolojik kirlilik adı da verilen istilalar, o
kadar çeşitli ve önemli ekonomik olaylardan
kaynaklanıyor ki, engellemek için politikalar
oluşturmak çok güç. Ama, aynı güçlük kimyasal
kirlilikte de var ve buna rağmen bazı koruyucu
düzenlemeler geniş kabul görmüş bulunuyor. Bunun bir
nedeni, binlerce insanı öldüren Bhopal'daki gaz
sızması gibi olayların kamuoyu tarafından çok iyi
bilinmesi. İstilalar konusunda yeterli eğitim
verilirse, bu konu da kamuoyunun tepkisini
uyaralabilir. Mesela, Amerika'da kamuoyu ormanlara en
büyük tehdidin odun için ağaç kesilmesinden geldiğini
sanıyor. Oysa, yabancı kökenli haşereler aynı derecede
tehlikeliler.
Önce eylem için bir uzlaşma sağlamak sonra da şu
hedeflere yönelmek gerekiyor:
Bu türlerle karşılaşan ve uğraşan karantina memurları,
ekologlar, ziraatçiler ve diğer kişiler bilgilerini
bir araya getirip bir veri tabanı oluşturmalılar. Bu
bilgiler konuyla ilgili herkese açık olmalı.
Planlanan ithalat ve yabancı türlerin salınması belli
bir "temiz listesine" göre yapılmalı. Bir organizma
ülkeye sokulmadan önce zararsız - yani temiz - olduğu
kesin olarak tesbit edilmeli. Şimdi genelde kullanılan
yaklaşım bir "pis listesi"ne göre tür seçmek. Listede
olmayan organizmaların girişine izin veriliyor.
İthalatçılar ortaya çıkan zarardan sorumlu
tutulmalılar. Bu kural ilk defa bir ülkeye sokulan
egzotiklere ve genetik mühendislik sonucu yaratılan
organizmalara da uygulanmalı. Bu canlıların yol veya
geçiş aracı olarak kullandıkları ithal malları da bu
kapsama alınmalı.
Bir hukumet yeni bir türü - diyelim ki bir balık veya
bir mera otu - ülkeye sokmak isterse, ayrıntılı
ekolojik tetkikler yapılmadan böyle bir girişimde
bulunmamalı. Başka bir ülkeye yeni bir tür yollarken
de aynı standartların geçerli olması gerekir.
Maalesef, düzenlemelerin hiçbiri kasıtsız sızıntılara
çare olamayacaktır. Sorunun çözümü için yabancı
türlerin göç yollarını hedefleyen belirli teknolojiler
ve kurallar geliştirilmelidir. Son zamanlarda,
gemilerin balast sularına yönelik alternatif
uygulamalar tasarlanmıştır. Yeni usullerin
yaygınlaşabilmesi için yaygın bir kamu oyu desteğini
arkasına almış siyasi irade gereklidir. Bu çerçevede,
kamuoyuna bazı ticaret şekillerinin taşıdıkları
rizikoya değmedikleri anlatılmalıdır. Buna tipik bir
örnek olarak Siberya'dan yapılan kereste ithalatını
gösterebiliriz. Siberya kerestesi ile taşınan ladin
kabuğu böceği (Ips typographus) Japonya ve Avrupa'da
milyonlarca ağacı öldürdü.
Engelleri aşarak davetsiz gelen egzotik türler, hemen
bir değerlendirmeye tabi tutulmalı ve gerekirse
kontrol önlemleri başlatılmalı. Yabancı türlerin
kontrolü ilk yerleşme döneminde çok daha kolay olduğu
için, her türlü kırtasiyecilikten kaçınarak acilen
önlem alınmalıdır.
Sonuç olarak, hükumetlerin yapacakları en akıllıca şey
mümkün olduğu kadar yerli türleri tercih etmektir.
Park düzenlemeleri, yol kenarı ağaçlandırması, erozyon
kontrolü, mera yönetimi, av hayvanları nüfusu ve balık
yatakları desteklenmesi ve her türlü ağaçlandırmada bu
politikadan şaşmamaya çalışılmalıdır. Eğer uygun bir
yerli tür bulunamadığı için illa da egzotik tür
kullanımı gerekiyorsa, "temiz liste" yaklaşımı geçerli
olmalıdır. Bu politikaların bir uzantısı olarak,
ekolojik araştırmalar geliştirilebilir, kamuoyu
egzotik türler hakkında bilgilendirilir, ve arazi
ıslah programları hızlandırılabilir. Gelişmekte olan
ülkelerde, bu politikalar yerli halka ve onların
ekonomik yaşamına çok yardımcı olacaktır. Kazançların
ne kadar parlak olabileceğini göstermek amacıyla bir
kaç örnek verelim:
ABD'nin güneydoğu bölgesinde, yaban hayvalarına iyi
bir besin kaynağı olacağı düşünülerek Asya kökenli
testere diş meşesi (Quercus acutissima) yaygın olarak
ekilmişti ve yerli meşeler yok olmaya başladı. Ama,
Illinois eyaleti ormancıları 15 yerli tür meşeyi
tercih ettiler ve bunlarla doğal yaşam gayet güzel bir
şekilde devam etti.
Honduras'da, Amerika Kıtası Kalkınma Bankası, El Cajon
barajının yapımıyla bozulan su havzasında bir
ağaçlandırma projesine destek veriyor. Projede
ökaliptus ve diğer ezotik ağaçların dikimi
öngörülüyor. Oysa, zaten bozulan ekosistem böylece
yeni darbeler yiyebilir. Costa Rica'da aksini
yapıyorlar, her türlü ağaçlandırma için kendi
fidanlıklarında yerli türler üretiyor ve
kullanıyorlar.
Önemli olan, bir yöreye farklı özelliklerini veren
yerli türlerin korunması.Yabancı istilalara karşı en
fazla tehlikede olanlar da bu türler. İstilalar
binlerce yılda oluşmuş çeşitliliği kısa bir zaman
döneminde silip götürebiliyor. Eğer, gittikçe artan
biyolojik kirliliği durduracaksak, sadece egzotik
türlere geçit vermemek yeterli değil. Bir türün ait
olduğu mekanda yaşamını sürdürmesinin ne kadar büyük
bir değer taşıdığını da anlamalıyız.
Yazan: Christ Bright
Worldwatch Institute dergisinden alınmıştır.
* Bazı sözcüklerin tanımı
Egzotik: Yabancı, belli bir ekosistemin yerlisi
olmayıp dışarıdan gelen.
Plankton: Çok küçük, mikroskopik ölçüde, su hayvan ve
bitkileri. Deniz veya tatlı sularda
dolanan bu canlılar balıkların besinidir. Sözcük
Yunanca'da gezginci manasına gelen planktos'dan
türetilmiştir.
Balast Suyu: Türkçede safra da deniyor. Gemilerin
mallarını indirip boşaldıkları zaman, dengelerini
bulabilmek ve suda gerekli derinlikte kalabilmek için
depolarına doldurdukları deniz suyu. Gemiler mal
yükleyecekleri limana gelince bu suyu boşaltırlar.
Böylece uzak ülkeden gelen deniz suyu içindeki
canlılar yeni mekana yayılırlar.
Transgenik: Genetik bilimin gelişmesi ve biyolojik
mühendislik dediğimiz yeni bir bilim
dalının kurulmasıyla, bir canlıdan öbürüne DNA
aktarılarak, başka bir türün genlerini de taşıyan yeni
organizmalar üretiliyor. Bunlara verilen isim.
Mycorrhizal mantar: Bakteriler gibi toprakta ayrışım
yapan çok ufak bir cins mantar. Botanikte fungus adı
altında bilinen mantarlar çok büyük olabileceği gibi
mikroskopik ebatta da olabilirler. Mesela küf bir
mantar türüdür. İnsanda çeşitli hastalıklara yol açan
mantarlar da vardır.
Pheromones : Hayvanların çiftleşmelerinde yönetici rol
oynayan bir cins, gözle görülmez,
hormonal salgı: Araştırıcılar son zamanlarda
insanların da pheromone salgıladıklarını iddia
etmektedirler.
kaynak: TEMA (tema.org.tr)
ana sayfa
_ yazdır
doga.tutkusu.com ©
|