|
ANADOLU LEOPARI
2000 ve 2001 yıllarında yapılan arazi çalışmaları Anadolu leoparının yok olmadığı ve neslinin her şeye rağmen sürdüğünü gösteriyor.
Bir efsane yaşıyor
Bundan 27 yıl önce, ocak ayının ortasında radyolardan Ankara ilinin Beypazarı ilçesi yakınlarındaki Bağözü köyünde bir parsın (diğer adıyla leopar) köylü bir kadını yaraladığı fakat daha sonra kaçan parsın köylüler tarafından izlenerek öldürüldüğü haberi yer almıştı. O tarihte, parsın o bölgede nasıl bulunduğu soruları sorulmuş ve bu bireyin Toroslar'dan gelmiş olabileceği yorumları yapılmıştı. 27 yıl sonra bugün, Ahmet Çalışkan adlı köylü tarafından öldürülen parsın Toroslar'dan gelmediğini söyleyebiliyoruz.
Yaban hayat oldukça geniş bir kavram. Amerika'da, Avrupa'da ve Türkiye'de farklı anlamlara sahip. Amerika'da balıklar bu kavramın içine dahil edilmiyor, Avrupa'da bazı yerlerde yaban hayat denince sadece büyük memeli hayvan türleri anlaşılıyor. Türkiye'de ise yaban hayat denince kurduyla, kuşuyla, çiçeğiyle, böceğiyle tüm doğa akla geliyor. Bizim yaban hayat denince anladığımız ise kurt, bozayı, vaşak, karakulak, alageyik, ulugeyik, çengelboynuzlu dağkeçisi, yabankeçisi, ülkemize özgü bir alttür olan yabankoyunu, ceylan, çizgili sırtlan ve Anadolu parsı gibi büyük otobur ve etobur hayvan türleri.
Türkiye memeli faunasının yaklaşık dörtte birini ekolojik, bilimsel ve ekonomik açıdan çok önemli olan büyük memeli hayvan türleri oluşturur. Biyolojik çeşitliliğin en önemli göstergelerinden biri olarak artık büyük memeli hayvan türlerinin varlığı kabul ediliyor. Avrupa'nın yaban hayatı açısından en zengin ülkesi konumundaki Türkiye'de yaban hayatı zor durumda. Türkiye doğasının dinamik işleyişinde anahtar rol oynayan, bir zamanlar dünyanın en geniş dağılımına sahip memeli türü olan kurtlar üzerine Türkiye'nin değişik bölgelerinde yaptığımız arazi çalışmaları, ülkemizde aslında geniş dağılım gösteren kurt populasyonunun hızla azaldığını ortaya koyuyor. Bu gerçek avcılar tarafından da kabul ediliyor artık.
Türkiye'de kara avcılığı, 1937 yılında yürürlüğe giren 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile düzenlenmekte. Bu kanunun sadece kara avcılığını düzenlemesi beklenirken, yaban hayatının korunması, geliştirilmesi ve yönetimi de bu kanun tarafından düzenlenmektedir. Bu kanunun 2. maddesi "her vakit avlanabilen" memeli hayvan türlerini belirtir. İşte kurdun kültürümüzdeki yerine rağmen, Türkiye doğasının dinamik işleyişindeki anahtar rolüne rağmen bu kanun maddesine dayanılarak kıyım yapılır kurtlara. Çünkü Kara Avcılığı Kanunu'nun 2. maddesinde "her vakit avlanabilenler"den biri olarak geçer kurdun adı. Bu maddede anılan diğer türler ise: Vaşak, çakal, yabandomuzu, sırtlan, kaplan ve Anadolu parsı. Çakalın, yabandomuzunun bu listede olmasını anlarız ama Anadolu parsının ya da halk dilindeki adıyla kaplanın bu listede olmasını -liste 1937 tarihli olsa da- anlamamız mümkün değil. Anadolu leoparını bilimsel olarak 1856 yılında tanımlayan Fransız zoolog M. A. Valenciennes Romalı Marcus Tullius Cicero onuruna Fellis tulliana bilimsel adını vermiştir bu muhteşem hayvana. Günümüzde Anadolu leoparının bilimsel adı Panthera pardus tulliana'dır artık. Aslında leoparın varlığı çok daha eskilere dayanmaktadır. Konya bölgesinde İÖ 6000'li yıllarda leoparın yaşadığına dair kayıtlar bulunmaktadır. Günümüzde leoparın Anadolu'daki dağılımı konusunda bildiklerimizin çoğunu 1950'li ve 1960'lı yıllarda bu konu üzerinde çalışan Alman zoolog H. Kummerloeve'ye borçluyuz. Beşparmak Dağları, Karacasu, Fethiye, Ayaş, Söke, Milas, Muğla, Tavas, Köyceğiz, Marmaris, Silifke Kummerloeve'nin leopar kaydı topladığı alanlardandır. Daha sonra 1976 yılında Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Uzmanı M. Borner, Ege Bölgesi'nde kısa bir çalışma gerçekleştirir. 1978 yılında ise Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından alttürün ülkemizdeki sayısı en fazla 23 birey olarak tahmin edilir. Yaban hayatın yerli araştırmacıların -tarihsel nedenlerle- ilgi alanına pek girmemesi bu alandaki bilimsel çalışmaların istenilen düzeyde olmaması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle Uluslararası Doğayı Koruma Birliği 1978 yılında elde olan kısıtlı veriyi kullanmak ve bugün için geçerli olmayan bir populasyon tahmininde bulunmak zorunda kalır. Sevindiricidir ki bugün bilgisayar modelleri yardımıyla o tarihlerdeki leopar populasyonunun daha fazla olduğunu görebiliyoruz.
Daha sonraki yıllarda bazı yabancı araştırmacılar bu alttürün büyük olasılıkla neslinin tükendiği görüşüne varırlar. 1990'lı yılların sonuna geldiğimizde Anadolu leoparının hâlâ Türkiye doğasında yaşayıp yaşamadığı Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen ve çoğu aslında vaşağa ait olan görülme kayıtları yüzünden kesin olarak belirlenemez. Günümüze kadar Türkiye'deki nadir türlerin korunması için pek çok çalışma gerçekleştirilmiştir. Fakat bu çalışmalar daha çok deniz kaplumbağası, Akdeniz foku, bazı kuş ve bitki türleri üzerinde yoğunlaştı. 1967 yılında, Türk hükümetinin Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'ne (FAO) başvurdu ve yaban hayatı yönetimi konusunda uzman desteği istedi. Bunun sonucunda ülkemizde incelemeler yapmak ve ilgili kurumlara öneriler getirmek üzere Türkiye'ye gelen yaban hayatı uzmanları C. W. Holloway ve L. W. Swift, Türkiye'de gerçekleştirdikleri çalışmalardan sonra hazırladıkları raporda, büyük memeli hayvan türlerinin sayılarının azaldığını, Türkiye'de yaban hayatının ihmal edilmiş bir canlı doğal kaynak olduğunu ve ne yazık ki koruma için gösterilen çabanın yetersizliğini vurgularlar. Bundan 31 yıl sonra, 1998 yılında, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından desteklenen bir proje kapsamında Türkiye'de incelemelerde bulunan yaban hayatı ekolojisi planlama ve yönetim danışmanı M. Panide hazırladığı raporda aynı noktaları vurgulamıştır.
Dün gibi bugün de büyük memeli hayvan türlerine yönelik pek çok tehdit vardır. Özellikle pek çoğunun av hayvanı olması nedeni ile büyük memeli hayvanlar için bilinçsiz ve kontrolsüz yapılan avcılık faaliyetleri bunların başında gelir. Doğal yaşam alanlarının; ormanların ve sulak alanların tahribi, tarım ilaçlarının yanlış ve yaygın kullanımı, meraların tarım alanlarına dönüştürülmesi, kontrolsüz ve plansız yapılan hayvancılık faaliyetleri, bazı türlerin kasıtlı olarak zehirlenmesi, düzensiz yerleşim ve şehirleşme, karayolları ağının yaygınlaşması, yasal düzenlemelerin yetersizliği ve etkili bir şekilde uygulanmaması büyük memeli hayvan türlerini ve Türkiye doğasını tehdit eden başlıca etkenlerdir.
Bu gerçeklerden yola çıkarak 1999 yılında Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) tarafından hazırlanan ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nca desteklenen Anadolu'nun Büyük Memeli Hayvanları Projesi kapsamında bu türlerin nesillerinin devamı için ihtiyaç duyulan ileri araştırma ve koruma etkinliklerini belirleme çalışmaları sürmektedir. Anadolu'nun Büyük Memeli Hayvanları projesinin ilk iki yılında ağırlıklı olarak Anadolu leoparı konusunda Türkiye'nin değişik bölgelerinde arazi çalışmaları gerçekleştirildi. 2000 ve 2001 yıllarında yapılan bu çalışmalar sonucunda türün yok olmadığı ve neslinin her şeye rağmen devam ettiği anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar Uluslararası Doğayı Koruma Birliği ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı uzmanları ile birlikte değerlendirildi ve Anadolu leoparının ülkemizde kalan son populasyonunun devamı için yapılması gereken ileri yaban hayatı çalışmaları konusunda hareke geçildi. Anadolu tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yaptı. Bu uygarlıkların devamı hep bu flora ve faunanın cömertçe sunduğu olanaklar sayesinde mümkün oldu. Fakat Anadolu yabanı yoğun ve sürekli insan baskısı sonucu yorgun düştü. Anadolu Leoparı Projesi'nin Türkiye'ye özgü leopar türünün yok olmasını engelleyebilmesi umuduyla.
Yeşil Atlas
ana sayfa
_ yazdır
doga.tutkusu.com ©
|