Giza Piramitleri'ndeki
Mirasımız İçin Yeni Araştırmalar, Mathquake, 2004-2009
"Kültür; bizi
birbirimize bağlayan tek hayat damarıdır. Diğer damarların kopmasından
kesinlikle Mathquake sorumlu
tutulamaz.", Mathquake.
Giza Piramitleri İçin Yeni
Çalışmalar:
I.
Büyük Piramit'teki Pi'nin Sırrı, 2004.
A)
Kapak:
Büyük Piramit'teki Pi'nin Sırrı'nın Kapağı,
2004.
B) Çalışmalar:
1) Sfenks'in Gözleri ile Büyük Piramit'teki Pi'nin Sırrı'na Bir Bakış, 1. Baskı:
12.02.2006, 00:57:18.
II. Giza Piramitleri'nde MU'nun
İzleri, 2005.
A)
Kapak:
Giza Piramitleri'nde MU'nun İzleri
Kapağı, 11.09.2005, 00:51.
B) Çalışmalar:
1) Giza
Piramitleri’nde Mu’nun İzleri 1, 1. Baskı: 25.09.2005,
20:34:31.
2) Giza Piramitleri’nde Mu’nun İzleri 2, 1. Baskı: 03.10.2005, 23:21:44.
3) Giza
Piramitleri’nde Mu’nun İzleri 3, 1. Baskı: 07.10.2005,
03:35:54, 2. Baskı: 24.01.2006, 10:31:08.
4) Giza Piramitleri’nde Mu’nun İzleri 4, 1. Baskı:
16.06.2006, 16:32:23.
C)
Ekler:
1) EK 1, 1. Baskı: 25.09.2005, 20:26:20.
2) EK 3, 1. Baskı: 24.01.2006, 10:18:41.
III. Büyük Piramit'te Yeni Araştırmalar, 2006.
1) Büyük Piramit'te 2. Sitchin Olayı,
1. Baskı: 05.02.2006, 20:41.
2) Napoléon Doğrusu ve Genelleştirilmiş Napoléon Teoremi, 1. Baskı: 04.05.2006, 04:25:00.
IV. Giza Piramitleri’nde Yeni Araştırmalar, 2007.
1) Büyük
Piramit’teki Karekök Spirali Hakkında 2, Mathquake, 8.5.2007
5:51.
Bu çalışmayı kısaca özetlemek
gerekirse, piramitin tüm yanal yüzlerinin taban düzlemine açılmasıyla
gerçekleşen “Altın Oran Bağıntısı”na
dayalı bir çalışmadır. Dolayısıyla bu bağıntının kurulmasında “Bir dik
üçgenin hipotenüsüne bir dikme indirildiğinde, meydana gelen 2 dik üçgen asıl
dik üçgene benzerdir ve asıl dik üçgende Öklit Bağıntıları geçerli olur”
temel geometri bilgilerinin bilinmiş olması gerekir.
|
|
Pennsylvania Üniversitesi Emeritus Prof. Samuel
Noel Kramer, sağdan ikinci, Dr. Naji-el-Asil (Irak Antik Eserler Departmanı
Genel Müdürü) ile, ve Kramer’in asistanı ve el Asil’in halefi Taha Baqir
(Irak Müzesi Müdürü), Aqar Quf. zigguratının önünde duruyor. 1946’dan
(Kaynak: A History of the
|
Bu konuda Arkeomatematik alanında
elde edilen bir bulgudaki, 1950’de Sayyid Taha Baqir tarafından
yayımlanan “Tell Harmal’dan Önemli Bir Matematiksel Problem Metni (An Important Mathematical
Problem Text from Tell Harmal), Sumer, Cilt 6, 1950, Sayfa. 39-55” makalede
Tell Harmal’da bulunmuş olan Eski Babil çağına ait IM 55357 No'lu Tell
Harmal Tableti’ndeki bilgiler Büyük Piramit’e aynen uygulandığında, “Thales
Teoremi” ve Öklit’in “Elemanlar” kitabındaki 4. ve 8.
önermeler adıyla anılan üçgen teoremlerininin ve özellikle, M.Ö. 450 civarında Herodot’un
Mısırlı Rahiplerden aldığı “Piramit için de ayrıca 20 yıl harcanmıştır;
beher yüzü (herbir yanal yüzü), 800 plethron boyundadır, kare biçimindedir,
yüksekliği de aynıdır.” bilgisi gözönüne alındığı takdirde “Öklit'in Yükseklik Bağıntısı”nın özü
itibariyle bilindiği ve piramite uygulandığı görülmektedir.
Tell Harmal tabletindeki gibi
piramitteki geometrik açılımın kendisinde en ilgi çekici taraf, bir dik üçgende
dik açının bulunduğu tepe noktasından hipotenüsüne indirilen dikme ile meydana
gelen 2 dik üçgenin asıl dik üçgene benzer üçgenler olduklarını ifade eden
teoremin bilinmiş ya da buna denk bir bilgiden faydalanılmış olmasıdır. Yunan
geometrisi açısından bunu yorumlayacak olursak, demek ki kenarları birbirlerine
karşılıklı olarak dik olan 2 açının eşit olduğunu bilmiş olmaları
gerekmektedir. Çünkü bu bilgi, piramitteki geometrik çözümünün dayandığı
söylenebilecek 2 teoremin temelinde bulunmaktadır. Bu nedenle, nasıl ki Taha
Baqir Tell Harmal tabletinde bu teoremler üzerinde ısrarla durmaktaysa,
Mathquake
de piramitteki bu yeni geometrik açılımla ortaya çıkan bu teoremler ve
özellikle “Öklit'in Yükseklik Bağıntısı”
üzerinde ısrarla durmaktadır.
Bir başka ilginç husus da, Mathquake'in
piramitte “Öklit'in Yükseklik Bağıntısı”nın
mevcut olduğunu 2004'ten beri biliyor olmasıdır!
Not:
1.
Bu
çalışmanın ilk versiyonu için 2005’teki 2. makelemize bakınız.
2.
Şimdiye
kadar yeni bir bilimdalı olması gereken “Arkeomatematik
(Archeomathematics)” alanı için bilimsel çalışmalar yapılmış olmasına
rağmen ne yazık ki dünyada bu çalışmaları destekleyecek herhangi bir kuruluş
yoktur. Oysa “Arkeoastronomi (Archeoastronomy)” denilen bir başka yeni bilimdalı
dünyanın en ünlü megalitik yapısı olan Stonehenge’deki
keşiflerle 1960’da başlamıştı!
2) Saklı Kayıtlar: Giza Piramitleri’nin Master Planı’ndaki Kayıp Bir Çalışma
Bir Tablette Bulundu!, Mathquake,
17.5.2007 7:41.
Bu çalışma yukarıdaki çalışmanın devamı olup, bir piramitin
boyutlarının genelleştirilmiş Fibonacci ve Lucas Serileri’ne göre ifadeleri ve
altın oranla başlamaktadır. Daha sonra, Mathquake tarafından Giza Piramitleri’nin Master Planı’nda kayıp bir çalışma
olarak anılan Tell Harmal Tableti (IM 55357)’ndeki geometrik resme göre Giza
Piramitleri’nin dizaynlarına altın oranlar ile mükemmel bir bakış atılmaktadır.
Çünkü Mathquake, Büyük
Piramit’teki Lucas sayılarına göre elde edilen 11/7 ve 18/11 altın oran
bulgularını arkeomatematik ile harika bir şekilde işlemektedir.
3) Büyük Piramit'teki Şaftlar Çalışması,
13.01.2007, 20:45.
4) Giza Piramitleri´nde Kullanılan
Kübit(ler) Hakkında, Mathquake, 04.11.2007 03:30:19, 05.11.2007 23:36:40.
Bu
makaleye göre Mathquake, Giza Piramitleri'nden Büyük Piramit (Khufu
Piramiti) ve Ortadaki Piramit'in (Khafre Piramiti) inşaalarında kullanılan
kübitlerin ortak bir kübit olduğunu ve bu kübitin de uzunluğunun 11/21 M
(Metre) olduğunu iddia etmekle kalmıyor; aynı zamanda Petrie ve Cole'ün elde
ettikleri ölçümlere göre ispat da ediyor!
Denilebilinir
ki diğer makalelerde olduğu gibi bir başka ilkin ortaya çıktığı bu son
makalelerde yine bir “Mathquake Klasiği” yaşanmaktadır.
V. Giza Piramitleri’nde Yeni Araştırmalar, 2008.
1)
Orion’un 13 Milemyumluk Tarihi Kayıtları,
Mathquake, 04.04.2008, 01:00.
Orion Gizemi’nin bugüne kadar
bilinen ve bilinmeyen sırları bu çalışmada toplandı. Bu gizemi çözmek için
araştırmalar derinleştikçe, bilim adamlarının karşısına çok daha farklı
gizemler çıkıyor. 1994’te “Orion Gizemi”
adlı kitabıyla dünyada büyük sansasyonlar yaratan Belçika asıllı mühendis
Robert
Bauval ve ekibinin 10 yıllık araştırmalarının sonuçlarıyla birlikte
gözden kaçan bir noktayı da içeren bu çalışma, Giza Piramitleri’nde son noktayı
koyuyor. Tamamen bilimsel bulgularla donatılmış bu çalışmaya göre, Antik
Çağ’daki insanlar neden çözümü o sıralarda imkansız olan bu bulmacanın peşinde
koştular ve neden çalışmalarını açıklamaktan kaçındılar? 1000’lerce yıl önce
yaşamış insanlar için Orion’un önemi neydi ve neden bu yıldız takımına bu kadar
önem veriyorlardı? Yoksa Orion’da bir şifre mi saklı? Yeni Dönem
firavunlarından Senenmut neden Orion Kuşağı altında görülürken resmedildi?
Acaba 1610’da Orion Kuşağı ve Kılıcı’nı elle bir kağıda çizen Galileo, idam
sehpasına giderken, “Beni assanız da, kesseniz de dünya dönüyor” sözüyle çağdaşlarını küplere bindirirken, bir başka
keşfiyle şimdikileri de delirtebileceğini tahmin edebiliyor muydu?...Ve daha
birçok sorunun yanıtı başlıktaki çalışmada!
2)
Heyecan Veren Bir Keşif: Altın Bir Dikdörtgenin Büyük Piramit'teki Kral Odası'nın
Şaftlar Geometrisi'ne Göre Bulunması, Mathquake, 25.05.2008, 02:54.
1992'de Büyük Piramit'te çalışan Alman Mühendis Rudolf Gantenbrink ve 2008'de
Araştırmacı-Matematikçi Mathquake
tarafından mimarların atası olan Büyük Piramit Mimarlar'ına ait "Kral Odası'ndaki Şaftlar Geometrisi"
çalışmasının mükemmel bir şekilde toplanmış şekli!
3) KAYIP PİRAMİT’İN SIRRI, MATHQUAKE, 20.06.2008, 17:00.
|
Orijinal Adı: Radedef’in (Djedefre) yıldızlara ait büyük
yükseltisi. Kısa Geçmişi: Khufu’nun en büyük oğlu olan Radedef’in piramiti, Giza’nin kuzeybatısında 8 km uzaklıkta bir kaya yükseltisi üzerinde durmaktadır. Her ne kadar 8 yıldan çok daha az bir hükümdarlık
sürmesine de, piramidin inşaatını tamamlamıştır. Piramit vaktinde inşa edilmemiştir. Gizli araç gereçlerle bitirilmiştir. Bugün, Radedef Piramiti’nin sol
tarafında sadece bir taş yığını vardır. O granit yüzlü bir piramit yapmayı ve
başarmayı niyet etmiştir. Bunu da başarmıştır. |
Şimdi
bu piramit hakkında History (Tarih) kanalında 23 Haziran 2008 tarihinde, saat
21:00'de özel bir gösterimle girecek "Kayıp Piramit (The Lost Pyramid)" adlı programının
tanıtım bilgilerinden anlaşılacağı üzere, bu piramite "4. Giza Piramiti" gözüyle bakılıyor. Peki “5. Giza Piramiti” var mı diye düşünürseniz, o da var: Nasıl ki Abu
Rawash'taki bu piramite “4. Giza Piramiti” gözüyle
bakılıyorsa, Zawyet El-Aryan'daki piramit de "5.
Giza Piramiti" olarak düşünülebilinir. Fakat eldeki bulgular bunun böyle olmadığını
söylüyor. Bu piramit hakkındaki bilgiler Zecharia Sitchin'in "Gökyüzüne Merdiven" adlı kitabının "Bölüm 13: Firavun Adıyla Oynamak" adlı bölümünde
kısa da olsa verilmişti.
Diğer
kaynaklar ise bu firavunun Eski Krallık, 4. Hanedanlık'a mensup, Khufu'nun
büyük oğlu olarak M.Ö. 2528-2520 (bu tarihler kesin değil) yılları arasında 8
yıl hüküm sürdüğünü söyler ve bunun dışında bilgi vermez. Bu nedenle pek çok
kaynaktaki "Mısır Kralları Listesi"nde onun adını
görmek mümkün değildir. Peki ama neden? Herhalde onun hakkında fazla bir
bilgiye sahip olmadığımızdan dolayı, ama bu unut(ur)ma diğerleri gibi onun da
adının silinmek istenmesinden dolayı olsa gerek.
Her
neyse, bu konuda şu günlerde yeni bulgulara ulaşılmakta ve bu gidişle
Radedef’in tarihteki yerini alacağı görünüyor!
Bir
başka ilginç nokta ise, Radedef'in hüküm sürdüğü yıllarda hazır Giza
Piramitleri'ne el koymak varken, bu piramitlerin kuzeybatısında kalan bir
tepeye kendi adına bir piramit yaptırmak istemesidir. Bu tepe, Giza
Piramitleri'nden 8 KM uzaklıkta ve 80 M yükseklikte hakim bir yerdir. Yani buradan Giza
Piramitleri çok rahat bir şekilde görülmektedir.
İşte size buradan çıkan çok zor bir soru: Peki ama niçin babasının seçtiği yer
yerine Giza'dan uzak bir yerde, hem de bir tepeye piramitini dikmek istedi,
Radedef?
Not: Bu soru History
kanalında 23 Haziran 2008, saat 21:00'de prömiyer gösterimde sunulacak "THE LOST PYRAMID" programı için de sorulmaktadır ve bilenlerin
teorilerini öne sürmeleri beklenmektedir. İsteyen bu soruya hemen
"Tartışmalar (Discussions)" bölümüne hemen girerek yanıt verebilir.
Sitchin, aynı kitabında bu
soruyu şöyle yanıtlamaktadır ve devamında da Giza Piramitleri’nin diğer
firavunlarca nasıl ele geçirildiğini anlatıyor: "En
basit açıklama Giza'nın zaten 3 eski piramit ve Khufu tarafından yakınlarına dikilen uydu yapılar tarafından çoktan
doldurulmuş olmasıydı..."
Neyse Sıfır
Forum’daki arkadaşlara söz verdiğim gibi bu çalışmayı
biraz gecikmeli olarak 20:00’da yayımlamıştım. Fakat hatırlarsanız; “Ölüm
Gemisi” adlı filmde imkansız bir
yolculuktan dönen yolculardan birine limandaki görevli; “Geç olsun ama güç olmasın!” demişti ya, bu çalışma da ona benzedi biraz (Demek ki bu filmi 20 yıldan
fazla bir zaman önce izlememe rağmen bu sahne aklımda kalabilmiş!).
4) Giza Piramitleri’nin Oturum Planı”nın Büyük
Piramit’teki Kral ve Kraliçe Odaları’na ait Güney ve Kuzey Şaftları’nda da
kullanılmış olduğu ortaya çıktı!, Giza Piramitleri’nin Master Planı’ndan,
Mathquake, 1.8.2008, 7:11.
Upuaut 1 ve 2 (Upuaut:
Eski Mısır dilinde “yolları açan” demektir) adlı robotların toplamış oldukları
her verinin değerlendirildiği bu araştırmada, “Master Plan’daki piramitlerin oturum planı ve bu plan
içindeki dizayn planları”nı tamamlarken çok ilginç bir
bulguyla karşılaştım: Büyük Piramit’teki Kral ve Kraliçe Odaları’na ait Güney
ve Kuzey Şaftları’nın “Giza Piramitleri’nin Oturum Planı”nda da kullanılmış
olduğu ortaya çıktı!

Büyük Piramit’in önünde D’leh’e adeta müjde verircesine bakan
bir mamut.
Herkesin “M.Ö. 10 000 (10 000 BC)” filminden hatırlayacağı gibi, Orion Takımyıldızı’na teleskopla gözlemler
yapılırken masa üzerinde duran kağıtlarla birlikte çizim aletleri göze çarpıyor
ve o sırada 3 dev piramit inşaa ediliyor. Tüm bu gelişmeler, D’Leh’in (Steven Strait) söylediğine göre, ülkesi sular altında kalan çok uzak bir diyardan gelen
“Tanrı”nın gözetiminde yapılıyordu. İşte D’Leh hayalgücünün ötesinde yer alan bu “Kayıp Uygarlık”ı görünce,
yenilmesinin mümkün olmadığını söyler.
Gerçekten de bu piramitleri yapan kayıp
uygarlık böyle miydi, bilemeyiz ama master plandaki bu çalışmalara bakınca,
hesapların öyle taş, tablet v.b. gibi bir şeyin üzerinde yapılabilmiş olmasının
mümkün olmadığını görüyorum. Bunlar gerçekten çok çok ağır hesaplar ve bu iş
için nerdeyse sevk etmediğim imkan kalmadı. Peki ama, ben bu hesapları
bilgisayarda güç bela döndürüyorken, master planı yapan Büyük Mimarlar ve bu
planın yürütülmesinde çalışan diğerleri (planın sevk ve idaresinden sorumlu
olanlardan tutun da taş işçisine kadar) nasıl çalışmışlardı?
Şimdi
öncelikle kronolojik gelişmelere göre Gantenbrink Kapısı'nda yaşanan olaylara
bir bakalım, sonra bu keşfin anlamı kendiliğinden ortaya çıkacak zaten!
Bildiğiniz
gibi kimilerinin "Hava Bacası", kimilerinin "Su Kanalı",
kimilerinin "Yıldız Şaftı" dediği ama bir türlü ne işe yaradıkları
bilinmeyen Büyük Piramit'teki Kral ve Kraliçe Odaları'ndaki Güney ve Kuzey Şaftları
için ilk ciddi gelişme 1993'te "KEOPS'TAKİ GANTENBRINK KAPISI"nda yaşanmıştı. Bu kapı
tamamlanmamış Kraliçe Odası'nın Güney Şaftı'nın sonunda bulunur bulunmaz hemen
tahminlere geçildi. Çünkü bu keşifle ortaya çıkan bir tarafı kapalı bir hava
kanalından havanın geldiği nasıl düşünebilirdi? Hem de piramitteki şaftların
(kanalların) bir "Hava Kanalı" olduğu saygın ve ciddi uzmanlar tarafından
onaylanmış ve resmileştirilmiş iken. Bu nedenle şimdi artık başka birşey
düşünmek gerekiyordu ve bilimle tahmin yapanlar bir kez daha cezasını
çekiyordu.Peki bu taş kapı neydi?
Tahminler
başlasın lütfen!
Bu
kapı için bir de video bant gösterilmişti ve bant sona ererermez salonda çok
müthiş bir tartışma başladı. Salondakiler ikiye bölündü; bazıları hala önceki
görüşü savunarak bir taş parçasının çok uzun zaman düşünüldükten sonra varılan
bilimsel bir sonucu, yani hava kanalı olduğunu değiştiremiyeceğini
söylüyorlardı ama bakır tutacakları veya kireçtaşı bloğunun yada kapının orada
neden olduğuna bir açıklık getiremiyorlardı. Diğerleri ise basit arayışlar
içindeydiler; bu bir hava kanalı gibi yapılmıştı ama aslında hiçbir anlamı
yoktu yani sadece bir semboldü ya da bir "Yanlış Kapı" idi. Mısırlılar
bunu özellikle mezarlarda çok sık yapmışlardı, ruhun bu şekilde ölümden sonra
içeriye ve dışarıya geçişini kolaylaşacağına inanıyorlar, böylece firavunun
ruhunun doğru yolu bulacağını düşünüyorlardı. Tartışmaların içersinde Gantenbrink'in de paylaştığı bir üçüncü ihtimal daha vardı;
kireçtaşı bir engel değildi, bir kapı veya bir "portcullis" yani bir yere
girmeyi engelleyen demir parmaklıklı türü bir şeydi ve ötesinde gizli bir bölme,
oda veya bir yer vardı. Tartışmalar odanın dışına taşarak yayıldı; Büyük
Piramit'in içindeki gizli bir yerin olduğu haberi hemen her yerdeki ilgili
kuruluş ve uzmanlarda heyecan yaratmıştı. En önde gelen piramit uzmanlarından
birisi olan Eski British Müzesi Yöneticisi Sör Prof. I.E.S.
Edwards,televizyonda
bir konuşma yaparak, kapı'nın ardında, Orion Takımyıldızı'na bakan Firavun'un
bir heykelinin bulunduğunu iddia etti. İddiasına temel gösterdiği varsayım ise,
kapının ötesinde bir boşluğun olamayacağıydı ve diğer olasılık ise kireçtaşının
kameradan göründüğü kadarıyla sıradan bir taş olarak görünmediğiydi. Gantenbrink'in küçük robotu kapıya veya kireçtaşına minik bir
laser ışını yollamıştı; ışın aşağı yukarı hareket ettirildiğinde, aşağıda yani
kapının ya da taşın altındaki 1 CM'den daha az bir aralığa giriyor ve
kayboluyordu. Bu da taş bloğun kanala sıkı sıkı oturmadığını gösteriyordu; bir
köşesinde küçük bir kırık vardı ve orada üçgen şeklindeki bir açıklık
oluşturmuştu.
Bütün bunlar
ister istemez birçok kişiyi "Gizli Oda" olasılığına itiyordu ama oluşumun piramitin özgün
yapısından farklı olması nedeniyle de, bir ritüel veya özgün bir olay için
yapılmıştı, belki de firavun Khufu’nun cenaze töreninde inşa edilmişti. Bilinen en
kesin şey, bu kanalların -Kral odasından çıkan 2 kanal daha vardı- yıldızları
işaret ettiğinde hemen herkesin aynı fikirde olmasıydı. 1964'te bir Mısırbilimci ve Astronom Dr.Alexander Badawi ve yardımcısı Virginia Trimble, Kral Odasından çıkan 2 kanalın Orion kuşağı'nı
işaret ettiğini belirlemişlerdi. 1986'da ise "The Orion
Mystery" adlı
kitabın yazarlarından Robert Bauval, kraliçe
odasından çıkan kanalın ise, Sirius yıldızını gösterdiğini öne sürmüştü; işte
bu kanal Gantenbrink'in kanalıydı. Bu 2 galaktik
objenin ortaya atılması bir rastlantı değildi; Eski Mısır dininde Orion Ölüm Tanrısı Osiris ile, Sirius
yıldızı ise Osiris'in kızkardeşi ve karısı olan İsis ile
bütünleşiyordu. Eğer kapının ardında bir heykel varsa, Orion'dan çok Sirius'a
yönelmiş olduğu düşünülebilirdi, o koordinatta bir yıldızın gökteki en yüksek
noktası o açıydı ve kanal oraya yönlendirilmişti. Kraliçe Odası'ndaki kuzey
kanalın küçük Ayı Takımyıldızı'ndaki Kochab yıldızına
yönelik olduğu da bir diğer varsayımdır. Buna bir "Açılış" deniyordu. Bauval'ın
iddiasına göre Kraliçe odası Eski Mısır'da Yeniden doğuş ritüeli olarak bilinen "Ağı
Açma" törenine
uygun olarak yapılmıştı. Bu törende dik olarak tutulan bir mumyanın ağzı özel
bir alaşımdan yapılmış küçük bir demir aygıtın şekli özellikle Küçük Ayı
Takımyıldızı'na benzetilmişti ve Çakal Tanrı Upuaut'la bütünleştirilmişti. Bu
son sözcük yol açıcı anlamındadır ve Gantenbrink robotuna aynı adı
vermişti. Bunun neden böyle yapıldığı bilinmemektedir ama Prof. Edwards’a göre "Hava Kanalları" "Yıldız
Kanalları" olarak
düzeltilmelidir.
Sonrasını
biliyorsunuz ya da size verdiğim kaynaktan sonraki gelişmeleri
öğrenebilirsiniz: Bir sürü karşılıklı suçlama ve Gantenbrink ile ekibinin piramitten uzaklaştırılması hadisesi.
Peki
ama, "Hava Kanalı"ndan "Yıldız Kanalı"na dönüştürülen bu
şaftlar,

M.Ö.
2550 Civarı, Büyük Piramit’teki şaftların yıldızlarla eşleşmesi.
resimdeki
yıldızlarla eşleştirilmiş şekilde inşaa edildiyseler, o zaman Giza
Piramitleri’nin oturum planında neden böyle bir şeye gerek görüldü? Çünkü bu
plan doğrudan piramitlerin Orion Kuşağı’ndaki yıldızlara göre dizilimini
öngörüyordu. Yani bu planla piramitlerin oturumu için bir kez belirleme
yapıldığına göre, aynı belirleme içinde ikinci belirleme nasıl yapılmış
olabilir?
Not: Bu çalışmada sadece “Master Plan”daki “Giza Piramitleri’nin Dizaynları
ve Oturum Planı”ndan çıkan sonuçlara yer verdim. Sözkonusu bu çalışmayı
yayımladığım zaman, ki bu yöndeki araştırmalarım hala devam ediyor, siz de bu
bulgularla aynı heyecanı yaşayacaksınız.
VI. Giza Piramitleri’nde Yeni Araştırmalar, 2009.
1) Sömestr Tatili İçin Bulunmaz
Bir Fırsat: Giza Piramitleri’ne Şimdi Gitmek Her Zamankinden
Daha Heyecan Verici. Çünkü Mathquake’in Son Keşfi Bunu Size Garanti Ediyor: Giza Piramitleri’nin Dizaynlarındaki Dünya ve Ay Arasındaki
İlişki, Mathquake, 27.01.2009 06:30.
Giza
Piramitleri’ne şimdi gitmek her zamankinden daha heyecan verici. Çünkü Mathquake’in
son keşfi bunu
size garanti ediyor. Bu arada linki tıklayıp çalışmaya eriştiğinizde arka
planda Enigma'nın son albümündeki "The Same Parents" adlı parçası size eşlik ediyor olacaktır.
Şimdi
linki tıkladıktan sonra sizi büyük sürprizlerin beklediği çalışmam karşınıza
geldiğinde derin bir nefes alın ve Enigma'nın parçasıyla birlikte derin bir
meditasyona geçin (Uyarı: Eğer sayfa
yüklendikten sonra fareyle tıklama yaparsanız arka plandaki müzik otomatik
olarak kesilir. Bu sorunu gidermek için "Reolad, Refresh, Yenile"
komutuyla sayfayı yenileyiniz).
Not: Bu çalışma yine Sıfır
Forum’da bu şekliyle sunulmuş bir çalışma idi!
2) Orion Gizemi'nde Yeni Bir Doğrulama, Mathquake, 21.4.2009, 07:30
İleride teorisiyle birlikte
vereceğim bu son doğrulamaya göre Giza Piramitleri'nin Oturum Planı'ndan, yani
diziliminden Orion Gizemi için şu şok edici sonuç çıktı:
Bu piramitlerin dizilimi Orion
kuşağındaki yıldızların yeryüzündeki yansımasıymış gibi görünüyor ama bu
şekilde inşa edilecek piramitler hem çok büyük masrafa neden olacaktı hem de
yapılan iş boşa gitmiş olacaktı. Bu nedenle bu gizem hakkında yeni birşey düşünmek
gerekiyordu. Çünkü bu piramitler ne M.Ö. 3000'lerde kutup yıldızı olan Thuban
(Alpha Draconis) ne de ekinokslar-gündönümleri için yapılmıştı. Bu yönde
şimdiye kadar yapılan tüm çalışmalarda tutarsızlıklar ortaya çıkmış ve bu
çalışmalar tarihin çöp sepetine atılmıştı.
İşte bu gibi gereksiz şeyler
için piramitlerin inşaasını anlamsız bulan Büyük Mimarlar, önce Giza
Piramitleri'nin merkezlerini Orion'un presesyonundaki ekstrem (uç) noktalarına
göre yönlendirdiler ve daha sonra inşaasına geçtiler ("Presesyon"
terimi için lütfen sözlüğe bakınız). Yani bu piramitlerin dizilimi bize
Orion'un presesyonundaki uç noktalar olan en alt ve üst döngülerdeki durumları
bildirmektedirler. Ayrıca Mimarlar bunu yaparlarken (kendilerinden sonrakilere
bu piramitlerin hangi amaçla yapıldığı belirtmek için) bu piramitlere bir de
Orion'un 3 boyutlu hareketli bir projeksiyonunu yansıttılar. Bu projeksiyon
biraz zayıflamış da olsa Abu Rowash'tan (en iyi izlendiği yer.) bugün bile
izlenebilmektedir.
Peki o zamanki insanlar Orion'un
presesyonunu ve bu presesyondaki hesapları nasıl yapabilmişlerdi? Çünkü bu
hesapları yapmak, hem de bilgisayar kullandığımız halde, bugün bile çok güçtür
ve yaptığımız şey ise, ancak birer yaklaşımdan ibarettir. Şimdi onların elde
ettikleri sonuçları yaklaşımlar yoluyla kontrol edebiliyoruz ama tam sonuçlar
için ilkin Orion'un en üst döngüsüne gelmesini beklemeliyiz, ki bu yaklaşık 500
yıl sonra gerçekleşek, ve 13000 yıl sonra da en alt döngüsüne. Tabii bu arada
benim de yaptığım bu çalışmaları toplamam ve size sunmam gerekecek.
Şimdiden size şunu
söyleyebilirim: Bu son doğrulamaya ilişkin Giza Piramitleri'ndeki sonuçlar
Dogonlar'ın Sirius hakkında söyledikleri kadar korkunç gözüküyor ve bu
doğrulama sırasında ilk 2 piramitin, dolayısıyla bunlara karşılık gelen Alnitak
ile Alnilam'ın aynı hizada olması nedeniyle bir tedirginlik sözkonusu
olmaktadır. Bu tedirginliğe neden olan olayı araştırdığınızda karşısınıza
Orion'a eşlik eden Sirius çıkacaktır. Hiç ama hiç şakam yok ve ayrıca kimseyle
de uğraşacak zamanım yok; bu keşif doğrudur ve çalışmayı yayımladığım zaman siz
de bunun böyle olduğunu yakından göreceksiniz.
Dogonların Gizemi Neydi?
Orion yıldız kuşağının hemen
yanında bulunan ve Köpek Yıldızı olarak da bilinen Sirius yıldızı ve onun
çevresinde döndüğüne inanılan yıldız ve gezegenler Dogon mitolojisinin temelini
oluşturmaktadır. Dogonlar Sirius yıldızının en parlak yıldız olduğunu Sirius’un
yanında çıplak gözle görülmeyen küçük yoğun ve sönük bir yıldızın daha
bulunduğunu ve bu yıldızın tam konumunu biliyorlardı. Potolo olarak
adlandırdıkları bu yıldızın dünyada bilinen tüm maddelerden daha ağır bir
maddeden oluştuğuna ve Sirius’un çevresini 50 yılda döndüğüne inanmaktaydılar.
Oysa ki batılı gök bilimciler 19. yüzyılın ortalarına kadar Dogonlar’ın bahsettiği
bu soluk yıldızın varlığından bile habersizdiler. 1862 yılında Amerikalı gök
bilimci Alvan Graham Clark yeni bir teleskopu denerken bu yıldızı keşfetmiş ve
Sirius B ismini vermiştir. Ayrıca 1920’lerde ortaya çıkmıştır ki Sirius B bir
“cüce yıldız”dır. Cüce yıldızlar oldukça soluk ışıklı küçük fakat yoğun
yıldızlardır. Sirius B gerçekte Dünyadan daha küçük olmasına rağmen tıpkı
Dogonlar’ın belirttiği gibi o kadar yoğundur ki kendisinden alınan bir çay
kaşığı dolusu madde 5 ton ağırlığına gelir.
Daha da ilginci Dogonlar’ın bilgilerinin sadece bununla kalmayıp aynı zamanda
modern dünyamızda ilk kez Galileo tarafından gözlemlenen Jüpiter’in dört
uydusundan ve Satürn’ün yalnızca teleskopla görülebilen halkalarından da
haberdar olmalarıdır. Dogonlar ayrıca sayısız yıldızın varlığına ve Dünyanın da
içinde yer aldığı Samayolu’nun sarmal bir gücü olduğuna inanıyorlardı.
Dogonlar sahip oldukları bilgilerin çoğunu sembollerle anlatmışlardır ve bu
sembollerinin temelinde Nommo'lar diye adlandırılan ve dünyayı uygarlaştırmak
için uzaydan geldiğine inanılan hem karada hem de suda yaşayabilen
varlıklardır. Dogon rahiplerine göre eski zamanlarda Sirius sistemindeki bir
gezegenden dünyaya inen Nommolar sahip oldukları bilgileri o zamanki rahiplere
öğretmiş onlar da bunları yeni kuşaklara anlatmışlardı. Nommolar dünyanın
yaratıcıları olduğu kadar insanoğlunun ataları ve ruhsal ilkelerin koruyucuları
“yağmuru yağdıran güçlerin ve suların mutlak sahipleri” idi.

Dogonlar üzerinde araştırma
yapan Amerikalı bilim adamı Robert Temple bir Nommo uzay gemisinin gelişini ve
dönerek yere inişini simgeleyen resimler bulmuştur. Geminin Dogon ülkesinin
güneydoğusuna indiği söyleniyordu. Dogon rahipleri geminin inişini tanımlarken
onun kuru toprağa indiğini ve oluşturduğu girdap dolayısıyla bol miktarda toz
kaldırdığını anlatmaktadırlar.
Dogonlar da Sirius’lu gezginlerin bir gün geri döneceğine inanmaktadırlar:
“Göklerde bir yıldız belirecek ve bu Nommo’nun yeniden dirilişinin işareti olacak.”
der bir yazıt.
Dogonlar ve Sirius yıldızıyla aralarında kurdukları bağ biz UFO araştırmacılarının olduğu kadar yaratılış teorisyenlerinin astronomların ve bilim adamlarının da ilgisini çekmiş bu kabilenin kökenleri ve sahip oldukları derin astronomi bilgisine nasıl ulaştıkları hakkında pek çok araştırma yapılmıştır. Arkeolog-yazar Erich Von Daniken Dogon inançlarını kabullenmiş ve bu bilgileri geçmişte dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyaret ettiğinin kesin bir kanıtı olarak yorumlamıştır. Gerçekten de “ilkel” Dogonlar’ın yüzyıllardır sahip olduğu bilgileri bilim henüz yeni yeni keşfetmektedir. Bunun son örneği Dogonlar’ın Sirius siteminde Emme Ya adını verdikleri ve Nommoların gezegeni olduğunu söyledikleri üçüncü bir yıldızın varlığından bahsetmeleridir. Bunun Popola (Sirius B)’dan dört kez daha hafif olduğunu yine Sirius B gibi 50 yıllık bir zamanda daha geniş bir yörünge çizdiğini ve her ikisinin çapları arasında bir dik açı oluştuğunu belirtiyorlar ve Emme Ya’nın bir de uydusu olduğunu söylüyorlar. Hakikaten de Dogonlar’ın Emme Ya’sı vardır ve o astronomlar tarafından ancak 1995 yılında keşfedilmiş olan Sirius C yıldızıdır! İşte bu Nommoların yaşadığı yıldızın keşfidir.