| Birinci Bölüm
Kral Arthur bütün İngiltere'yi dolaşıyor ve böylece hem halkını
tanımış oluyor hem de ne gibi sorunları var öğreniyordu. İşte bu
gezisi sırasında büyük bir ormana girdi ve oradan çıkamadan güneş
battı. Alacakaranlıkta yol alırken kendini bir kalenin önünde buldu,
bu Arthur'un şimdiye dek gördüğü en büyük ve en güzel kaleydi.
Kaleye iyice yaklaştığında onu gören Kraliçe Annoure yanındaki
leydileriyle birlikte dışarı çıktı ve onu karşıladı. Geceyi kalesinde
geçirmesini teklif ettiğindeyse Arthur bu teklifi reddetmedi. Birlikte
yemek yediler ve bundan sonra Annoure, Krala odasını göstermesi
için bir hizmetlisine emir verdi.
Sabah olduğunda Kraliçe Annoure, Arthur'a şöyle söyledi, "Size
kalemi ve onun içindeki tüm güzellikleri göstermek istiyorum. Benim
yaşayan herkesten daha fazla mücevher ve altınım vardır."
Böylece odadan odaya dolaşmaya başladılar birlikte. Her oda bir
öncekinden daha güzel ve daha büyük zenginliklerle doluydu, ancak
bunlar gerçek değildiler. Aslında bir büyücü olan Annoure, bunları
Arthur'un aklını çelmek için o anda yaratmaktaydı. Sonunda kalenin
burçlarına dek çıktılar ve Annoure dışarısını göstererek, "Şu
yeşil
alanlara ve güzelim bahçelere bakın, hepsi benimdir" dedi,
"Kalemi
çevreleyen şu büyük duvarları da görüyor musunuz ? Burada
benimle kalın Arthur, ve hem bütün bunların hem de benim Kralım
olun." Ancak Arthur bunu reddetti ve oradan ayrıldı.
Reddedilmeyi içine sindiremeyen Annoure, kendi kalesine hiç de
uzak olmayan Sir Pellinore'un evine adamlarından birini gönderdi,
ve kendisini öldürüp tüm mücevherlerini ve altınlarını ele geçirmek
isteyen kötü kalpli bir şövalyenin kalesine yaklaştığını, ondan
kendisini korumasını rica ettiğini söylettirdi.
Böylece Sir Pellinore, Kral Arthur'un karşısına çıktı ve atını
doğruca
üzerine sürüp mızrağıyla onu öldürmek için saldırıya geçti. Ancak
Arthur bunu atından çevik bir hareketle atlayarak savuşturmasını
bildi. Bunun üzerine Sir Pellinore da atından indi ve kılıç kılıca
döğüşmeye başladı iki şövalye. Saatler boyunca sürdü döğüş,
ancak sonunda Arthur'un kılıcı kırıldı.
"Ha!" diye haykırdı Sir Pellinore, "döğüşü kaybettin."
Fakat Arthur
kırılan kılıcını elinden atıp Sir Pellinore'un üzerine atıldı ve
onu yere
serdi. Ardından, ayağını onun boğazına dayadı ve iyice yorgun
düştüğünden başlığını çıkardığında onun yüzünü gören Sir Pellinore
haykırdı, "Sen Arthur'sun! Bunu bilmiyordum." Bundan sonra,
Sir
Pellinore, Kraliçe Annoure'un tuzağına nasıl düştüğünü anlattı ve
Arthur'la dost oldular.
Arthur'un kılıcı döğüş
sırasında kırılmıştı
ve bunun üzerine Merlin
Arthur'un yanına gelip
kendisiyle birlikte
gelmesini, böylece
dünyanın en iyi kılıcına
sahip olacağını söyledi.
Böylece Kral ve Merlin
bir ormana girdiler.
Gökyüzünün
görünmediği, gün ışığının bile girmediği çok sık bir ormandı bu.
Uzun süre yol aldıktan sonra bir göle vardılar ve Arthur gölün
ortasından kılıç tutan bir elin yükseldiğini gördü.
"Git ve onu al" dedi Merlin, "o kılıcın ismi Excalibur'dur.
Burada
yaşayan Gölün Leydisi tarafından sadece senin için yaratıldı."
Bunun
üzerine gölün kıyısında bulunan bir kayığa binerek kılıcı aldı Arthur,
kılıcın kını da çeşitli mücevherlerle donatılmıştı.
|